SIRLI AYNADA KIBRIS HARİTASI: 'AYNA, AYNA SÖYLE BANA'

_ Neşe Yaşın

Kıbrıslılar neden adalarının haritasına bu kadar düşkündürler? Ne zaman Kıbrıs ile ilgili bir kitap yayınlansa harita kapaktadır. Konferansların, toplantıların kültürel etkinliklerin afişlerindedir. Şirketlerin logosudur. Kısacası her yerdedir. Haritasını bayrağının ortasına oturtan bir başka ülke görülmemiştir. Harita bir 'kitsch' haline gelmiştir. Kül tablalarının, kahve fincanlarının, turistler için her türlü hediyelik eşyanın üzerindedir. Kıbrıslıların çoğunluğu haritalarının oldukça estetik olduğunu düşünürler. Ama bu görüşü taşımayan ressamlar da var… Kıbrıslı ressam Aşık Mene şöyle diyor: "Oldukça anti-estetik; daha iyi yontulabilirdi. Boyun ve gövde kısmı proporsiyon hataları taşıyor. Ama gövde ve boyun arasında bağlantısal bir orantı yok. Batı kısmı komik özellikler taşıyor.

Devamı...      

VİCDANIN POLİTİKASI

_ Can Başkent

Vicdani ret on beş yıldır bu topraklarda var. Anarşizm ve pasifizmden beslenen bir hareket olarak gelişen hareket, onbeşinci yılını altmışa yakın retçiyle dolduruyor. Bu sürede kurulan "Savaş Karşıtları Dernekleri", Genelkurmay'da açılan davalar, tutsak edilen vicdani retçiler, düzenlenen uluslararası kampanyalar her ne kadar çoğunluk kamuoyunun ilgisine mazhar olamadıysa da, iç tutarlılığı ve enerjisiyle hala bir çok eylemci grubuna ilham veriyor. Sivil itaatsizliği bilfiil uygulayan, kişisel geri duruşu ve reddi beyan edip, bu zeminlerde kitleselleşmeye gayret eden bir hareket; nasıl oluyor da oldukça keskin antimilitarist hedeflere yönelebiliyor? Vicdani reddin içeriğindeki hangi durgun enerji bunu sağlamaya muktedir?

Devamı...      

KIYAMET BİLGİSİ VE MARDUK

_ Gürkan H. Kılıçarslan

İzinsiz gösteri’nin Mart sayısında yer alan “Deccal” başlıklı yazıdan hemen sonra –şans bu ya- Papa’nın ölümüyle beraber Türkiye basınının bir bölümünde yaşanan ve çoğu da haddinden fazla gülünç olan ezoterik salgın aşağıda okuyacağınız yazının ve “Deccal” başlıklı yazının yazarının gözlerinden kaçmamıştır. Son tahlilde hal ve gidişatımıza pratik bir faydası olmasa da “izinsiz gösteri”nin gündem belirlediğinin kanıtlarından biri olan bu olguyu milli fenomenolog okurlarımıza, özellikle ezoterizmde sınır tanımayarak çoğu batıl ve hurafe Hıristiyan kültürü ve inanışlarını halkımızın en önemli ihtiyacı zannederek her zamanki gibi “mahallenizin salyangozcusu” işlevini hakkı ile yerine getiren basınımızın ezoterizmin önde giden organları Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Akşam gibi gazetelerimizi ve onların türevleri ile integrallerini “Deccal”e havale ediyorum.

Devamı...      

İLAHİ SUNAKTAKİ ÖLÜMCÜL FOTOĞRAFLAR

_ Kubilay Akman

Amerikalı fotoğrafçı Joel-Peter Witkin (Brooklyn, New York, 1938) en hafif ifadeyle izleyiciye “yorucu” imgeler sunuyor. Witkin’i izlerken ölüme, yaşama, dinlere, sanat tarihine, bedene, acıya ve hazza dair karmaşık bir problem yumağıyla yüz yüze geliyoruz. İspanyol meslektaşım Joan Fontcuberta’nın da (Photovision dergisi editörü) ifade ettiği gibi şu içinde bulunduğumuz son çeyrek yüzyılda dünya “absürd” çağından “dehşet” çağına geçti.** Bunda kuşkusuz Amerikan tarzı aşırılıkların globalleşen kitle iletişim araçları kanallarıyla dünyaya yayılmasının büyük bir rolü var. Artık her an yeni yeni sapkınlıklar, aşırı sosyallikler duyuyoruz ve neredeyse şaşırmaz duruma geldik. Televizyonlar ve gazeteler bu dehşet manzaralarıyla dolu.

Devamı...      

LONDRA YÜRÜYÜŞLERİ: WIMBLEDON – RICHMOND

_ Seda Kervanoğlu Hay

Dışarda pırıl pırıl bir güneş, masmavi bir gökyüzü. Uzun bir yürüyüşe çıkmak için ideal bir hava. – Son iki haftadır Londra’da dünyanın her tarafındaki insanlarda oluşturduğu yağmurlu ve nemli Londra önyargısından çok daha farklı bir hava seyrettiğine değinmeden edemeyeceğim. - Kahvaltı sofrasında Guardian gazetesinin edebiyat ekini okurken İngilizlerin meşhur deneme yazarı William Hazlitt’in bir yazısını okuyorum: Aşinalığın Verdiği Hazlar... Hazlitt bu yazısında yeni kitapları okumaktan nefret ediyorum. Tekrar tekrar okuduğum yirmi ya da otuz kitap var ve bunlardan başkalarını okumaya hiç isteğim yok diyor. Ölen yazarlara yaşayanlardan daha fazla güvendiğini söylerken, modern edebiyatın tozu, dumanı ve gürültüsüyle ölümsüzlüğün saf ve sessiz havasını karşılaştırıyor.

Devamı...      

IN LOUISIANA

_ Lale Ak

It’s just not fair. Why do we never appreciate opportunities when we are young? Why does it have to take us 14 years to realise 'those were the best years' of our lives? Why the hell do we never remember the most important details? Or, is it only me? I am talking about my last visit to Baton Rouge, Louisiana. Where my beloved school, of which I am a proud alumni, LSU is located. Where the most important part of my family is living. Where, the most significant part of my life with the most important details took place.

Devamı...      

ODTÜ EFSANELERİ: AKLA ZİYAN HİKAYELER

_ Haluk Kalafat

Hazırlık’ta okurken her sabah altından kafamda bin bir hülyalı düşüncelerle “gölgesinin Ata yazdığı” metal üç bloktan geçerdim. Mimarlık binasının önündeki “heykel desen heykel değil” olarak tanımladığım (o zaman daha gençtim, heykel insan figürüydü benim için en çok da Atatürk şeklinde tezahür ederdi) o bloklara pek çok kez tırmanıp Ata yazısını okumaya çalıştım. Bloklar inatla “A ve T” harflerinden fazlasını göstermediler. Heykelin ATA yazdığını anlatanlar; ki kim anlatmıştı hatırlamıyorum, “belli bir mevsimde, günün belli bir saatinde gösteriyormuş, o yüzden göremiyorsun” ya da “10 Kasım günü saat dokuzu beş geçe yazar” derlerdi. Bir süre sonra bunun hoş bir şaka olduğunu anlamıştım. Gerçi o zaman eşek şakası gibi gelmişti bana ya neyse.

Devamı...      

ODTÜ’DE NAZIM HİKMET GÜNÜ

_ Bora Ercan

Öğrencilik dönemlerimde, özellikle yurtlarda kaldığım süre içinde durmaksızın şiir okurdum. Bahar günleri bir ağacın altında bıkmaz, sıkılmaksızın okur, gelen geçen dostlarla dizeleri paylaşırdım. Karacaoğlan’ın gönlünü üç güzele meyledip, Elif, Şemş, Kamer arasında bir seçim yapamaması gibi, ben de Edip Cansever’den Turgut Uyar’a, İlhan Berk’ten Nazım Hikmet’e savrulup dururdum. Bu arada, tabii tüm gün bir ağaç altında şiir okuma lüksünün bedeli sabaha kadar çalışma salonunda formüllerle boğuşarak ödenirdi.

Devamı...