1990 BAŞLARINDAN BİR DERGİ DENEYİMİ: APUS KÜLTÜR DERGİSİ

_ Bora Ercan


Dergi çıkarmak başlı başına bir heyecandır. Ancak zorlukları da beraberinde getiren büyük bir sorumluluk. Dünya ve Türkiye kültür yaşamının tarihi özellikle bireysel çabalarla varolmaya çalışan dergilerin tarihidir aynı zamanda. Bununla birlikte, her bir dergi bir okul olarak da düşünülebilir. Birçok yazar ilk ürünlerini dergilerde vermiştir, bazıları da çıkardıkları dergilerle özdeşleşmiştir; Cemal Süreya’nın ‘Papirüs’ü, Orhan Veli’nin ‘Yaprak’ı bugün yazın tarihimizde başlı başına bir yere sahiptir.

Bir manifestodur dergi çıkarmak, değil mi ki söyleyecek sözü olan dergi çıkarır.

Türkiye’nin geçmişine baktığımızda tarihlemeler hep göreli hale gelir. Çok uzak gibi görünen bir tarih, bir bakarsınız çok yakın durur, bunun tam tersi de geçerlidir. 1990 başlarında yaşadıklarımız belki zaman olarak çok uzak değil ama bugün yaşananlardan çok farklı. En azından bugünkü gençler için internetsiz ve cep telefonsuz bir hayatı düşünmek bile olanaklı değil.

Son on beş yıllık zamansal akış tanıksız oldu ülkemizde, bu nedenle de teslimiyet ya da kabulleniş çok kolay oldu ya da o kadar hızlı gelişti ki her şey, herkes kendini bu akışa bıraktı bilinçsizce. Sürecin gelişimi bugün daha iyi yorumlanmalı aslında ancak o da pek gerçekleşecekmiş gibi görünmüyor şimdilik. Başka bir deyişle 12 Eylül 1980’in sonuçlarının tam olarak belirgenleşmeye başladığı yıllardı o yıllar.

Bugünden baktığımda 91’de çoğunlukla yurtlarda ve yüzüncü yıl işçi sitesinde yaşayan bir grup ODTÜ’lü olarak çıkardığımız ‘Apus’un çıkış nedenini daha açık kavrıyorum: Çağına tanıklık etmek; düşünsel edilgenlikten etkenliğe geçmek; bize dayatılanlara karşı yürüttüğümüz karşı duruşun başka bir
eylemlilik biçimi.

Nasıl yaşamın sınırlarını çizemiyorsak, yaşamda şekillenen ve yaşamı şekillendiren kültürün sınırlarını da çizemeyiz. Bu nedenle Apus kapsamlı olarak her şeyi olabildiğince kavrama arzusundaydı. Bunu yazı çeşitlemelerine baktığımızda bir ölçüde başarabildiğini görüyorum bugün. Bilimden sanata ve edebiyata yayılabildiği kadar yayılmıştı Apus. İkinci sayıda üniversitelerle ilgili bir dosya yapmış, ODTÜ tarihinden de söz etmiştik.

Ali Fuat’la Emniyet Genel Müdürlüğü’nün dergiler ve dernekler masasına dergi çıkış izni için gittiğimiz gün bile başlı başlına kalıcı bir anı olmuştu yaşantımda. Masa görevlisi polisler bizimle tamamen zıt ideolojik görüşlere sahipti. Bu zaten ilk saniyede dış görünüşlerden de belli oluyordu. Derginin adının anlamı ise soru işaretiydi. Acaba neyin kısaltmasıydı. Sonra, bir de eylenceli kısaltmalar bulmuştuk, Apus’un o güzel anlamlarının ötesinde.

Şimdilerde dünyanın ve Türkiye’nin çeşitli yerlerine savrulmuş olan nice dostların imzalarıyla çıktı Apus. Temelinde bizim anarşizan yapılı oluşumumuz ‘Bağımsızların’ bakımsız ve bağımsız gönüllülerinin (bağımsız bir yapının üyeleri demek saçma olduğu içindir bu söylem) yazı ve gerek çevirilerle verdikleri emekler derginin gövdesiydi.

Dergi için toplanıyor, kafa yoruyor, okuyorduk. Maddi koşullar elbette zorluyordu fakat özellikle ODTÜ’de oldukça iyi satıyorduk. Bugün aynı şekilde çıkan dergiler ne kadar satıyor bilemiyorum ama biz 1000 baskıdan her halde 700-800 tanesini satıyorduk.

Başka kimlerin mi imzaları vardı: dünyanın sayılı geometricilerinden aynı zamanda şair olan Cem Tezer
şiirleriyle, Mimarlık Bölümü Öğretim Üyelerinden şair ve
fotoğraf sanatçısı Ali Cengizkan kendisiyle yaptığımız söyleşi, şiirleri ve fotoğraflarıyla, Resimleriyle yine Mimarlık Bölümünden Jale Erzen ve şimdilerde kitapları olan o dönemin öğrencileri: Osman Olmuş, Barış Bıçakçı, Suat Angı, Bayram Keten.

Elektrik bölümünün efsane hocalarından bir dönem Bilim ve Sanat dergisinin yayın yönetmenliğini de yapmış olan Güney Gönenç’in arkadaşlarına da vermek üzere 4-5 tane dergi
alması emeğe ve düşünceye saygının bir göstergesi değil de
nedir?

91 yılının bahar döneminde, sanıyorum Nisan ve Mayıs gibi iki sayı çıktı Apus. Üzerlerinde tarih yoktu. İkinci sayıyı o dönem güzel kitaplar yayımlamış olan Gece Yayınları basmıştı. Biz, olmayan paralarla çıkartıyorduk dergiyi. İkinci sayıya reklam aldık diye de sevinmiştik. Lakin o reklamların hiçbirinin parasını alamadık. Kitapçılarda satılmış olan birçok derginin de. Araya giren tatil ise bizi darmadağın etmişti, gece yayınlarına ödemeyi bile çok geç yaptık. Uzun sözün kısası Yüzüncü Yıl İşçi Sitesindeki evlerimizi adres olarak gösterip insan üstü bir çabayla çıkardık Apus’u.

Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayımlanan bir kısa tanıtım yazısının ardından Türkiye’nin birçok yerinden mektup aldık. Vurgulamalıyız, o zamanlar e-mail yoktu. O mektupların sıcaklığı gerçekten bambaşkaydı, özellikle ‘içerden’ yazılanların. Dergiyi ‘içerdeki’ arkadaşlara ücretsiz olarak gönderiyorduk.

Bir deneyimdi Apus, bir imkansızlık arayışının ürünüydü. Kalıcı olamadı: hayatımdaki en büyük pişmanlıklardan biridir bu.

Neyse ki başka başka dergiler, özelikle ABRA daha kalıcı olabildi, belki de Apus düşünsel geleneğin sürdürülmesinde kısa bir köprü ya da o dönemin koşullarında bir suni teneffüstü.


Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.