MİMARLIK VE MONTAJ

_ Sergey M. Eisenstein

'Güzergah- path’ kavramı sinemada tesadüfen kullanılmamaktadır. Günümüzde, gözün ve bir nesnenin göze nasıl göründüğüne bağlı olarak değişen algılayışların takip ettiği hayali yol anlamındadır. Zamandan ve mekandan oldukça uzakta, tek bir anlamlı kavram çerçevesinde, belirli bir düzen içinde bir araya getirilmiş pek çok olguya maruz kalan zihnin izlediği yol anlamına da gelebilir. Bu olgular, hareketsiz seyircinin önünden geçen değişik izlenimlerdir. Geçmişte ise durum tam tersiydi: seyirci, görsel algısı ile uyum içinde daldığı bir dizi özenle düzenlenmiş olgunun içinde hareket etmekteydi.

Devamı...      

MATEMATİK VE ŞİFRE - 1

_ Nurettin Çalışkan

Eliyahu Rips, Michael Drosnin, Edip Yüksel ya da Serkan Tekin isimlerini duymamış olabilirsiniz belki ama, Ömer Çelakıl adı size çokta yabancı gelmeyecektir. Popüler kaynanamız Semra hanım kadar olmasa da, hemen her “tartışma” programında boy gösterip gaipten haber veren Tıp öğrencisi Çelakıl, muhakkak ki televizyonunuzun içinden size de seslenecek zaman bulabilmiştir. Anılan isimler Tevrat’ta ve Kuran’da şifreler olduğunu, matematiği kullanarak bunu çözdüklerini iddia eden ve bu konuda kitaplar yazan “araştırmacılar”dı. İzinsiz göstericilerden bir matematikçi olup ta konuya uzak kalmamız ayıp kaçardı. Bizde ayıp olsun istemedik. Öncelikle serin ve derin bir halde konuyu anlatalım istedik. Böyle bir konuda İzinsiz Göstericilere yorum yapmanın saçmalığını düşünerek de bu işten kaçındık.

Devamı...      

NEVADA ÇÖLÜ’NDE TAŞTAN BİR KENT HEYKELİ

_ Ali Pekşen

Amerikalı Michael Heizer 1971 yılında Nevada çölünde başladığı bir 'land art' çalışmasını bu gün de yapmayı sürdürüyor.En büyük modern heykellerden bir olarak kabul edilen Heizer’in bu çalışmasının adı: Kompleks Kent (Complex City). Kent her biri yüzlerce tonu aşan, yükseklikleri 20 metreyi bulan dikdörtgen ya da üçgen yüzeyli devasa taş bloklarından oluşmaktadır. Bunlar heykel olarak adlandırılsa da Heizer bu kavrama karşı çıkmakta ve çalışmasını 'unsclupture' (heykel olmayan) olarak adlandırmaktadır

Devamı...      

BELGESEL, GERÇEKLER, ENGELLER

_ Ethem Özgüven

Belgesel... Arkaik ve çağdışı bir kelime gibi geliyor kulağa... Ama bunun hemen ardından akla, bu kavramın etrafında örülen yüzlerce üretilmiş görüntüyü yayınlayan “uzman” televizyon kanalları gelince “hiç de arkaik değil” itirazları yükselebilir. Oysa sorun tam da burada başlıyor. Aslında belgesel sinema, sinema kuramcılarının adını koyduğundan beri sürekli yanlış anlaşılmaya, yanlış kullanılmaya elverişli, incitilebilir bir açıklıkta olagelmiş. Bu bir kelimeye sığdıralamayacak olgu, yüzyılı aşkın bir hareketli görüntü tarihinin ardından belgeseller, araştırmacılar tarafından hayli farklı şekillerde sınıflandırılıyorlar: Etnolojik araştırma, yolculuk, doğa belgeselleri, haber-gerçek belgeseller, doküdramalar ya da bavul belgeselleri v.s. Bu ayrımların bir televizyon kurumunda rafların tasnifinin kolaylaştırması ya da bir araştırmacının incelemelerini daha düzenli yapabilmesi dışında bir faydası olmadığı için ayrıntılara girmek gerekli durmuyor.

Devamı...      

EGEMEN BAKIŞ VE DİLE GELEN İKTİDAR

_ Mustafa Murat Tatlı

Anayasa Hukukçusu Bakır Çağlar, 5 Eylül 2003 Cuma günlü Bizim Gazete’de yayınlanan “ ‘Big brother is watching you’ MGK Genel Sekreterliği Yönetmeliği Üzerine” isimli makalesine, “ Tartışılmaz ‘Tek Doğru’ya başkaldıran Antigone ve tek doğruyu her mekanda insana dayatan ‘Big Brother’ ikilemi...” diye başlamıştı. “Yalan durumu idare eder ya da kotarır, hakikat dayatır.” diye devam etmemişti bereket versin, böylece bunu söylemek de bana kaldı. Belçikalı romancı, şair ve oyun yazarı Henry Bauchau, Antigone isimli romanında, Antigone’un ‘Tek Doğru’ya karşı savaşını, Antigone’un dilinden, şu cümlelerle özetlemişti; “Yeni olanın gücü ve gençliği üstün geliyor, doğan güneş canavarı püskürttü ve yeni bir ışık alanı açtı. Onu ne kovdu ne de yendi, kendi de yanmadan yapamazdı bunu, Python da artık öç almayı umut edemez. Savaşçı ateş onları yaktı, aynı zamanda değiştirdi de. Burada ve Delphoi’de birlikte yaşamak ve biricik ve çoğul olan kelamın yankılanmasına izin vermek zorundalar.”

Devamı...      

YAŞ 12

_ Bora Ercan

12 yaşında neler yaptığınızı, nasıl bir ruh hali içinde olduğunuzu anımsayabiliyor musunuz? Bu anımsama, elbette şu anki yaşınızla doğrudan ilişkili olsa da, 20’yi geçmişseniz eğer zamanlar da birbirinin içine girer, yaşlar arasındaki geçişler flulaşır.Anımsamaları netleştirmek için sanıyorum en iyi yol eski fotoğraflardır. Buradan eski arkadaşlar, aile üyeleri, öğretmenler aracılığıyla öznel tarihimizde bir yolculuk yapabiliriz, diğer bir yolculuk ise biraz daha genelleştirilmiş bir yolculuk olabilir; yıl hesaplayarak o dönemin gazetelerine, dergilerine, kitaplarına bakılabilir. Türkiye’nin yakın tarihine yönelik bu günlere çokça göndermeleri de bulunacak bir bellek arkeolojisi yapabiliriz. O dönemin siyasi iktidarını, ekonomik ve kültürel yapıyı düşündükçe, genel hatlarıyla toplumsal ruh halini algılamamız kolaylaşabilir.

Devamı...      

AYDINLANMA NEDİR?

_ Ali Sarıgül

Aydınlanma kavramı, kadim zamanlardan beri insanın ilgisini çekmiş ve bu konuda hatırı sayılır bir birikimin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Temel psikolojik hali huzursuzluk olan insan, bu psikolojik halden kurtulmak için çok değişik yöntemler denemiş, girip çıkmadığı boya kalmamıştır. Aydınlanma fikri bize göre bu arayışlardan en kayda değer olanıdır. Bu fikrin varlığı bile, acı içindeki, huzursuz insan için ümit kaynağı olmuştur. Biz bu yazımızda aydınlanma pratiklerinden değil, doğrudan doğruya aydınlanma kavramının kendisinden söz edeceğiz. Aydınlanma nedir, ya da ne değildir bunu açmaya çalışacağız. Ancak aydınlanma kavramının tanımlarına girmeden önce bu konudaki farklı iki temel tezin altını çizmemiz gerekiyor:

Devamı...      

ODTÜ BİLİNÇSİZ ANARŞİST FUTBOL LİGİ

_ Anarkom

1990ların başında ODTÜ, ünlü Öğrenci Derneği geleneğinin son günlerini yaşıyordu. İktidar hırsı, binlerce devrimci öğrenci potansiyeli olan ODTÜde derneği kopuş noktasına getirmişti. O zamanlar postmodernizm hayatlarımızın içine girmemişti ve ortamda iki kutup vardı: Devrimciler ve karşı-devrimciler. Ama bu demek değildi ki farklı fraksiyonların insanları biraraya gelsin, devrimci dayanışma doruğa ulaşsın. Ne yazık ki devrimcilik anlayışı o zamanlarda 70lerin ünlü çatık kaş teorisini doğrularcasına gülmeyi-eğlenmeyi, top oynamayı ve diğer fraksiyonların insanlarıyla görüşmeyi yasaklıyordu. Devrimci fraksiyonlar futbol kitlelerin afyonudur şiarını benimsiyor ve özellikle futbol topu gördükleri zaman sanki farklı bir fraksiyondan birini görmüş gibi kaçıyorlardı. Devrimci dayanışmaya inanan biz saf anarşistlerin ise tek amacı sol fraksiyonların futbolla barışmasını sağlamak ve futbolun izin verilse aslında sadece futbol olduğunu görmelerini sağlamaktı. Bu isteğimizi 1996 yılında rektörlüğün o yıla kadar top oynadığımız baraka önü toprak sahasını çimlendirmesiyle gerçekleştirebileceğimizi nereden bilebilirdik ki?

Devamı...      

1990 BAŞLARINDAN BİR DERGİ DENEYİMİ: APUS KÜLTÜR DERGİSİ

_ Bora Ercan

Dergi çıkarmak başlı başına bir heyecandır. Ancak zorlukları da beraberinde getiren büyük bir sorumluluk. Dünya ve Türkiye kültür yaşamının tarihi özellikle bireysel çabalarla varolmaya çalışan dergilerin tarihidir aynı zamanda. Bununla birlikte, her bir dergi bir okul olarak da düşünülebilir. Birçok yazar ilk ürünlerini dergilerde vermiştir, bazıları da çıkardıkları dergilerle özdeşleşmiştir; Cemal Süreya’nın ‘Papirüs’ü, Orhan Veli’nin ‘Yaprak’ı bugün yazın tarihimizde başlı başına bir yere sahiptir.Bir manifestodur dergi çıkarmak, değil mi ki söyleyecek sözü olan dergi çıkarır. Türkiye’nin geçmişine baktığımızda tarihlemeler hep göreli hale gelir. Çok uzak gibi görünen bir tarih, bir bakarsınız çok yakın durur, bunun tam tersi de geçerlidir. 1990 başlarında yaşadıklarımız belki zaman olarak çok uzak değil ama bugün yaşananlardan çok farklı. En azından bugünkü gençler için internetsiz ve cep telefonsuz bir hayatı düşünmek bile olanaklı değil.

Devamı...