SAYILARLA YAŞAMAK

_ Nurettin Çalışkan

Yüzyıllar boyunca insanlar sayılara özel bir önem verdiler, onlara rakamsal değerlerinin ötesinde bir anlam yüklediler. Matematiğin bir aracı olan sayıların insanın kişiliğinin gizli yanlarını gösterdiği düşünüldü. Pek çok insan sayıların uğuruna ya da uğursuzluğuna inandı. M.Ö. II binde İbraniler, Yunanlılar, Latinler ve Araplar baş tanrıların her birine bir sayı verdiler. Mayalar, oluşturdukları 260 günlük tören takviminde, takvimi her biri bir Tanrının adını taşıyan 20 günlük devrelere böldüler. Her tanrının adına 1-13 arası değişen bir sayı da vermişlerdi. Böylece, 260 günlük takvimin her gününün, Tanrılarla ilişkili özel bir adı ve başka bir gün için yinelenmeyen bir sayısı vardı.

Devamı...      

13 YIL ÖNCESİNDEN BİR SAVAŞ PROTESTOSU

_ Bora Ercan

Ankara'da Ocak başlarında soğuk günlerdi. Önceki günlerde yağmış olan kar yer yer buzlaşmış, rengi de karararak sanki bir çamur kütlesi halini almıştı. Okulda final dönemiydi, Türkiye ise bir savaşın eşiğinde. Her şey nasılda anlamsızlaşıyordu kütüphanede ders çalışırken bir görevli kapının üzerine 'sığınağa gider' diye bir yazı yazdığında. Ders çalışmaya nasıl devam edilebilirdi ki. O günlerde bir yandan Türkçe'de 'konuşlanmak' gibi yeni sözcükler kullanıma giriyor, bir yandan da CNN ve BBC televizyonları naklen savaş yayını yapıyorlardı

Devamı...      

AYKIRI KİTAPLAR: SODOM, JULIETTE, GİZLİ GÜNCE VE DİĞERLERİ

_ Devrim Güven

Cinsellik konusunda yaşanan iki yüzlülükler sadece bize özgü değil. Yüzyıllar boyu çeşitli kültürlerde farklı da olsa yaşandı, yaşanıyor. Bir sanatçı, bir yazar yapıtlarını oluştururken tamamen hayal gücünden beslenmez. Hayal gücünü bile oluşturan onun gördükleri, yaşadıklarıdır. Bu elbette dünyanın gelmiş geçmiş en lanetli yazarı Marquis De Sade için de geçerlidir. O döneminin soylusu bir düşünürdü, soyluların özellikle fahişelerle birlikte yaşadığı sınır tanımayan şiddet ve cinsellik dolu fantezilerine tanıklık etti, bunları bire bir yaşadı ve iflah olmaz yazma tutkusuyla elbette düş gücünü de kullanarak kaleme aldı kitaplarını. Onun yaşadığı dönemde kadın bir birey değildi, bedeni ise sadece üremeye hizmet edecek olan bir günah yatağıydı, cinsel denebilecek suçlar ise sayılamayacak denli çoktu, ancak ne var ki bu yasaklar sıradan halk içindi, soylular, yönetenler hatta ruhban sınıf bütün bu yasaklamalarda muaftı.

Devamı...      

YAŞAMIN ÇOCUKLARI

_ Elvan Dirlik

Yahudilerin böyle bir şarkı söylediklerini görüyorum rüyamda. Marş gibi bir şeydi, beste yapmış bilinçaltım. Acaba televizyon açıktı da oradan duyduğum bir şey miydi bilmiyorum. Ertesi gün ilk kez Kudüs’e gidecek olmanın heyecanıyla ve belki hafif tedirginliğiyle de görülmüş olabilir bu rüya. * * * Geçen sene 11 Eylül'ün ertesinde ortalık yatışıp da tekrar İsrail’e geldiğim zamanlardan birinde, bana yapılan bir düğün davetini seve seve kabul etmiştim. Hatta bu sayede İsrail’de resmi nikah olmadığını, yalnızca hahamın tanıklığında damadın geline bir anlaşma verdiğini ve damat anlaşmada yazılı maddelerden herhangi birine uymazsa boşanma hakkının kadında olduğunu, ancak bazı çiftlerin yine de resmi nikaha sıcak baktıkları için Kıbrıs’ta (güney kesimi) evlenmeye gittiklerini öğrendim.

Devamı...      

ŞİİRLE İŞTİGAL EDEN HERKESE İRTİCALEN SUALLER

_ Osman Olmuş

1. Son dönemde, özellikle 90’lı yıllarda Türk şiirinde kulvarlar oluşmadı. Bunun başlıca sebeplerinden biri, herkesin kendi çıkmaz sokağına çekilip kendi araf kapısını arayışı mıdır? Ya da bilâ no; herkes kendi araf kapısını birer çıkış olarak mı, yoksa tam tersi kaçış olarak mı görmektedir? 2. Bu söylemde kendi kulvarlarını oluşturamayan bir şiirin bulvarlara taşmasını beklemek haksızlık mıdır? Ayrıca bir şiirin illâki bulvarlara taşması, sloganlaşması, kitleselleşmesi, hatta hem kaset olup, hem cd olup, hem de mp3 olup, üstüne üstlük klipleşmesi(bir hızır eksik bu düzlemde zaten(!)), o şiire ne getirir, ne götürür? Kaldı ki, bunun iki örneği, 70’lerin “handikap” şiirinde ve son dönemin şiir “mediha”sında görüldü. Siz ne dersiniz

Devamı...      

OLİMPİĞİM, ÖYLEYSE VARIM!

_ Gürkan H. Kılıçarslan

Kişisel olarak “İstanbul Olimpiyatı” tamlamasına ve bu tamlamanın kastettiği olgulara karşıyım. Aslında ne olimpiyat fikrine ne de İstanbul’da bir olimpiyat fikrine elbette karşı değilim. Ama bu tamlamaya karşıyım. Elbette anadilimizin handikapı olan “yazıldığı gibi okunma” huyu nedeniyle yanlış anlaşılmaya açık bir karşı çıkış içindeyim ama bu acınası halim, karşı çıkmama ve karşı çıkışımı eyleme dönüştürmeme mani olmamalı... Çünkü ben bir olimpiğim!... Resmi rakamlar ortaya koyuyor ki, özellikle kanlı 1972 Münih Olimpiyatı’ndan sonra “Olimpiyat” sözcüğü bir Ekonomi Politik mevzusu haline gelmiştir

Devamı...      

GAZETELERDEKİ İMZASIZ YAZILAR YA DA PORNO MUHABBETLERİ

_ Lodos Egelioğlu

15 Şubat tarihli Hürriyet Gazetesi’nin Pazar ekinin 3. Sayfasında portre başlıklı tam sayfa yazıda/haberde John Holmes adlı bir kişiden söz ediliyordu. Bu kişinin en büyük özelliği, gerek başlıkta gerekse yazının her satırında vurgulandığı üzere cinsel organının uzunluğu, (yazıda penis demek nedense tercih sebebi olmuş). Hürriyet sayfanın başına bir cetvel ekleyerek büyük bir hizmette de bulunmuş, sağolsunlar. Ayrıca erkek organının normal uzunluğundan da söz edilmiş. Türkiyeli uzmanlardan bu konuda görüş alınmaması ise şaşırtıcı olmuş ama neyse. Holmes’in yaşam öyküsü verildikten sonra onun porno filmlere getirdiği yenilikler anlatılmış. Bu tam sayfa yazının imzası yok. Yazı ve resimler belli ki başka bir kaynaktan alınmış; kaynağın yeri belli değil.

Devamı...