İNADINA ANTİ AVRUPAAMERİKAMERKEZCİLİĞİ

_ Bora Ercan




Bildiğimiz; Dünyanın insana değil, insanın dünyaya ait olduğudur. Her şey hepimizi birbirimize bağlayan kan gibi bir bütüne bağlanır. Yaşam Ağını insan örmedi, o sadece onun bir telidir. İnsan, Yaşam Ağına ne yaparsa, kendine yapmış olur.

"..................Yaralı Diz Deresi ile Çimen Deresi arasında bir yerlerdeyim şimdi. Diğerleri de geldiler, birlikte tomruklardan küçük, gri, kare seklinde evler yaptık bu gördüğünüz. Yaşamak için kötü bir yol bu, çünkü karenin içinde güç olamaz.

Kızılderililerin yaptığı her şeyin bir çember içinde olduğuna dikkat ettiniz, bu nedenledir ki dünyanın gücü hep çember içinde işler ve her şey yuvarlak olmaya çalışır. Eski günlerde güçlü ve mutlu insanlarken bütün gücümüz bize ulusun kutsal halkasından gelirdi, ve kutsal halka kırılana değin halkımız ilerledi, gelişti.

Çiçekli ağaç bu halkanın yasayan merkeziydi ve dört yönün çemberleri onu beslerdi. Doğu barış ve ışık, güney sıcaklık, batı yağmur verirdi, kuzey de soğuğu ve kudreti ile güç ve dayanıklılık. Bu bilgi dış dünyadan dinimize geldi. Dünyanın Gücü olan her şey bir çember seklinde olur. Uzay yuvarlaktır ve duydum ki dünya da bir top gibi yuvarlakmış, yıldızlar da. Rüzgar büyük gücüyle döner. Kuşlar yuvalarını dairesel yaparlar, onların dini bizimle aynıdır. Güneş’in yükselişi ve batışı yine bir daire içindedir. Ay da aynıdır ve her ikisi de yuvarlaktır. Mevsimlerin değişimi bile döngüseldir ve hep oldukları yere geri dönerler. İnsan yasamı çocukluktan çocukluğa bir çember halindedir, yani güç çemberdedir. Bizim çadırlarımız kuş yuvaları gibi yuvarlaktır. Bunlar hep bir çember içindedirler. Yüce ruhun çocuklarımızı getirdiği yer yuvaların yuvası olan ulusun halkasıdır.

Ama beyaz adam bizi bu kare kutulara koydu. Gücümüzü yok etti, ölüyoruz, artık güç içimizde yok çünkü. Çemberin gücü içinde yaşarken 12-13 yaşlarında erkekliğe adım atardı oğlanlarımız, simdi olgunlaşmak daha uzun sürüyor.

İşte böyle simdi bizler burada savaş mahkumları olarak bekliyoruz. Ancak başka bir dünya da var elbet.............”

Binlerce yılın yaşam bilgeliğinin bir özeti olan bu sözler geçen yüzyılın sonlarında onca katliamı yasayan Sioux Bilgesi, Şaman Kara Geyiğe ait. Bu anlayış sadece Kuzey Amerika Yerlilerine ait değil elbette, Okyanusya’dan Afrika’ya kadar bir çok halkın yaşama felsefesinin de temeli. Gözü hakim olma dürtüsüyle hiçbir şeyi görmeyen Beyaz Avrupalı bu bilge insanları anlamaktan çok uzak olduğu için onları vahşi, geri, ilkel, insanın evrimleşme aşamasındaki ilk hali olarak gördü ve bunu çesitli kuramlarla desteklemenin
ötesinde onların varlığını, yaşam kaynaklarını, kültürlerini, olabildiğince tahrip etti.

Coğrafi keşiflerin (işgallerin) başladığı yıllarda, bugün küreselleşme denilen Amerikamerkezciliğinin de temelleri dünyaya sunulan tek bir yaşam, tek bir bilimle Avrupamerkezcilik olarak atılmıştı.

Oysa ki Kara Geyiğin konuşmaları önyargısız olarak dinlense/anlaşılsa onların Avrupalılardan daha geri olmadıklarını anlamak çok güç değil. Geri değiller, çünkü onlar bir yarışın içinde değiller. Onların kendilerine özgü düşünme dizgeleri, yaşam biçemleri var.

Küçük kabileler halinde yasayan Amerika, Afrika ve Okyanusya yerlilerinin dillerinde sanat, din, bilim gibi sözcükler yok çünkü böylesi kavramlara gereksinimleri hiç olmadı. Onlar için bütün bu kavramlar yasamlarıyla iç içedir. Yani bu onların dinleri, sanatları ve teknolojilerinin olmadığı anlamına gelmiyor. Çadırlarının, elbiselerinin, elişlerinin tasarımlarında kullandıkları biçimler ve desenler işte hep bu dini, felsefeyi, sanatı içine alan yaşam tarzının yansıması. Bunların ötesinde, Avrupa karanlık çağlarını yaşarken, Güney ve Orta Amerika’da varolan İnka, Maya ve Aztek uygarlıklari bile bütün bunlara verilebilecek en güzel örnekler olsa gerek.

Yukarıda da söz ettiğim üzere, yazılı dilleri olmamasına rağmen Amerika Yerlilerinin öyküleri, şarkıları, resim ve grafikleri binlerce yılın kültürünün oluşturduğu farklı dillerin, ama aynı yaşam anlayışının ritüellerinin, ya da kısaca var oluşunun doğal bir sonucuydu. Bu sözler onca yıldan damılıtılarak geldiği için kutsal sözlerdi,Yüce Ruh’a ulaşmada bir araçtı.

Belki de, hiç sözlerini anlamasak bile, bu şarkıları esas dillerinden dinleyebilseydik daha çok etkilenirdik. Ancak sadece sessel olarak değil yaşama felsefesi açısından bu sözlere her zamankinden daha fazla gereksinmemiz olduğuna inanıyorum.
Ve sözü Kara Geyiğe bırakıyorum:

Huzur; ki en önemli şeydir hayatta,
halkın ruhuyla gelir kendi içlerindeki bağları
evren ve güçleriyle olan birliği hissettiklerinde

evrenini merkezi Yüce Ruh’dadır,
ve bu merkez gerçekte her yerdedir, her birimizin içindedir.

 



Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.