ODTÜ'NÜN TARİHİ ÜZERİNE DENEMELER

_ İlkem Toker

1950’lerin sonlarında Ankara’da, şehrin ortasında varolma savaşı veren bir üniversite... Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bitişiğinde, Meclis’e ait bir atölye binası ve birkaç baraka.. Dört katlı binada ofis ve derslikler var, garaj da kantin olarak kullanılıyor. Rektörlük binası ise Milli Müdafaa Caddesi’nde Emekli Sandığı’na ait üç katlı bina. Henüz yalnızca Mimarlık ve Makine Mühendisliği bölümlerinde öğretime başlanmış, Mimarlık, Mühendislik ve İdari Bilimler Fakültelerinin kuruluş çalışmaları tamamlanmak üzere. Evet tahmin ettiğiniz gibi sözünü ettiğim üniversite Orta Doğu Teknik Üniversitesi.. Bugün 4500 hektar kampus alanı ve 3043 hektar orman alanı içinde kurulu, 5 fakültede 37 lisans programının ve dört enstitüye bağlı 67 lisansüstü programın yürütüldüğü 18.000’in üzerinde öğrencisi, 60.000i aşkın mezunu bulunan dünya standartlarında bir üniversite...

Devamı...      

ANILARLA ODTÜ

_ Levent Tosun

6 Ocak 1969. ODTÜ tarihinde bir kilometre taşı. Ertesi gün gazeteler olayı şöyle duyurdular (1): "ABD Ankara Büyükelçisi Robert Komer'in makam otomobili dün ODTÜ Rektörlüğü önünde bir kısım öğrenci tarafından yakılmıştır." Rektör Kemal Kurdaş basın toplantısında olayı şöyle aktarıyordu (2): "Her yönü ile yerilecek bir kaba kuvvet gösterisi oldu. Rektöre bir nezaket ziyaretinde bulunan, dost bir elçinin arabası herkesin gözleri önünde gösteriler arasında yakıldı." ABD elçisi Komer'in basın açıklamasında ise şu ifadeler yer alıyordu (1): "Müttefik bir ülkenin temsilcisinin, büyük bir Türk üniversitesi rektörü tarafından öğle yemeğine davet edildiği bir sırada, otomobilinin ufak bir müfrit grup tarafından ateşe verilmesi gerçekten üzücü bir husustur."

Devamı...      

NERELERDEN NERELERE GELDİĞİMİZİN HİKÂYESİ

_ Feza Kürkçüoğlu

Türkiye’deki öğrenci hareketinin içinde özel bir yere sahip olan ODTÜ’nün artık bir “tarih” kitabı var. Ancak bu kitap, “resmi tarih”in yeni örneklerinden biri değil... aslında ODTÜ’nün değil ODTÜ’lülerin tarihi demek çok daha doğru olacak bu kitap için. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde 1956 ile 1980 yılları arasında yaşananları konu edinen ODTÜ Tarihçe 1956-1980, bu yıllar içinde üniversitede yaşanan “olayları”, öğrenci hareketini ve elbette o yılların Türkiye’sinin öyküsü anlatıyor. ODTÜ Tarihçe’nin yazarı Nurettin Çalışkan bize bu tarih içinde öne çıkanları belgelerle ve tanıklıklarla vermeye çalışmış. ODTÜ tarihinin köşe taşlarını konu edinen kitap aslında 1980 darbesiyle birlikte unutulan, unutturulmaya çalışılan günlerin hikâyesini anlatırken bize o yıllardan öyle bir Türkiye fotoğrafı sunuyor ki,

Devamı...      

BİR BARIŞ PROJESİ OLARAK ŞİİR ÇEVİRİSİ

_ Neşe Yaşın

Şiirin, bir toplumun ruh haline, bilinçaltına, hayatı kavrayışına dair bize söylediğini başka bir şeyin söyleyebileceğini pek düşünemiyorum. Çatışma içindeki etnik grupların şairleri kendi toplumsal deneyimlerinden süzülüp gelen şiirleriyle, bizleri toplumlarının tarihsel ve güncel deneyimlerine, acılarına, travmalarına, kafamızı karıştıran düğümlerine yakınlaştırırlar. Özellikle çatışmalı toplumlardaki birbiriyle çelişen tarih anlatıları ve ötekinin kimliğine ve deneyimlerine ilişkin çarpıtılmış imgeler, ötekinin şiiriyle karşılaşınca başka bir gerçekliğe taşınıyor. Taraf olanların kendi taraflarını haklı çıkarmak için abartmaya, yalana başvurdukları, seçici belleği devreye koydukları bilinen bir şey.

Devamı...      

RENGİN VE BOŞLUĞUN KÖPRÜSÜNDE BİR RESSAM: FERİHA TUĞRAN

_ Mehmet Kazım

Ressam ve resmi hakkında yazmak, resmin sağaltan evreniyle yazının dip yolculuğu sevdasını buluşturmak; hiç de kolay bir iş değil doğrusu. Plastik öğelerin görünenin ötesindeki katmanlarını dikine katedebilmek ve bunu yazıya aktarabilmek, hiç kuşkusuz o resimleri okumakla, okuyabilmekle olası; ancak bu okumaların bağımsız birer yolculuk olduğunu ve her yolculuğun o coğrafyanın algı çerçevesinde görülebilen bir yeri olduğunu unutmadan... Feriha Tuğran’ın resim serüvenine retrospektif açıdan tümel olarak baktığımda, onca değişime karşın değişmeyen bir öncelik görüyorum: Renk. Onu bir renk tutkunu olarak nitelemek yanlış olmaz sanırım.

Devamı...      

ELİF ŞAFAK VE MAHREM: ÇOĞULCU BİR ROMAN

_ Tülay Akkoyun

Elif Şafak’ “Mahrem” isimli yapıtının en başına Refik Halid’den yukarıdaki alıntıyı yerleştirmiştir. Ardından roman baş kişisi Şişman Kadının gördüğü bir düşün anlatıldığı, asıl başlangıçtan önceki bölüm gelir. Şişman Kadın düşünde uçan bir balon görür, rüzgar çıkınca uçan balon hava kaçırmaya başlar ve roman baş kişisi bu hava kaçırmayı kusma olarak ifade eder, tıpkı kendisinin de gerçek yaşantısında yaptığı gibi. Mahrem başlığı konulduktan sonra bir önceki bölümde görülen düş tekrar anlatılır ve yazar daha sonraki bölümlerde de görüleceği gibi kendi yazdıklarını aynı eser içinde cümleler, paragraflar, sahneler halinde tekrarlamaya başlar. Bu bölümde, ileride sırrını öğreneceğimiz ve romanın üzerine kurulu olduğu bir, iki, üç sayıları çok sık tekrarlanmaktadır.

Devamı...      

İNADINA ANTİ AVRUPAAMERİKAMERKEZCİLİĞİ

_ Bora Ercan

Çiçekli ağaç bu halkanın yasayan merkeziydi ve dört yönün çemberleri onu beslerdi. Doğu barış ve ışık, güney sıcaklık, batı yağmur verirdi, kuzey de soğuğu ve kudreti ile güç ve dayanıklılık. Bu bilgi dış dünyadan dinimize geldi. Dünyanın Gücü olan her şey bir çember seklinde olur. Uzay yuvarlaktır ve duydum ki dünya da bir top gibi yuvarlakmış, yıldızlar da. Rüzgar büyük gücüyle döner. Kuşlar yuvalarını dairesel yaparlar, onların dini bizimle aynıdır. Güneş’in yükselişi ve batışı yine bir daire içindedir. Ay da aynıdır ve her ikisi de yuvarlaktır. Mevsimlerin değişimi bile döngüseldir ve hep oldukları yere geri dönerler. İnsan yasamı çocukluktan çocukluğa bir çember halindedir, yani güç çemberdedir. Bizim çadırlarımız kuş yuvaları gibi yuvarlaktır. Bunlar hep bir çember içindedirler. Yüce ruhun çocuklarımızı getirdiği yer yuvaların yuvası olan ulusun halkasıdır.

Devamı...      

MATEMATİK VE "CRANK"LAR

_ Nurettin Çalışkan

Size kare biçiminde bir karton verilse, pergel ve cetvel yardımıyla kesip yapıştırarak alanı karenin alanına eşit olan bir daire elde etmeniz istenilse, problemi çözmek için uğraşır mısınız? Boşuna uğraşmayın! Bu problemin çözümü olanaksızdır. Sorun sizin el becerinizin çok kötü olması ya da bu işi yapacak bilgi ve deneyime sahip olmamanız değil, problemin çözümsüz olmasındandır. İsterseniz problemi matematiksel olarak kuralım.

Devamı...      

SIFIRLARDAN KURTULAN BANKNOTLAR VE GERİ GELEN KURUŞLAR

_ Ali Pekşen

2005 yılında Türk Lirası'ndan altı sıfır atıp Yeni Türk Lirası’na geçme operasyonu çerçevesinde basılan yeni banknotlar ve bozuk paralar AKP iktidarı tarafından kamuoyuna tanıtıldı. Bilindiği gibi ilk aşamada 1.000.000 TL. 1 YTL.’ye eşitlenecek; en küçük para birimi 1 Yeni Kuruş, en büyük para ise 100 Yeni Türk Lirası olacak. Bu geçiş sürecinde karışıklıkları en aza indirmek amacıyla kullanmakta olduğumuz banknotların tasarımları değişmiyor, yanlızca sıfırlar atılarak yeni versiyonları basılıyor. Ancak kullanımda olmayan iki yeni değerde banknot (50 YTL. Ve 100 YTL.) ve yeni kuruşlar için yeni tasarımlar yapılmış durumda. 1927’den günümüze, değişik renkdeki baskıları da sayarsak 73 farklı banknot tedavüle sokulmuştur. 2005'te bu sayı, 79’a çıkmış olacak. Yine bu banknotlar ve kuruşlarla birlikte çoğu yedinci emisyon döneminde (1979 - ) tedavülden kalkan değerleri yeniden kullanmaya başlayacağız.

Devamı...      

İMAJ DEĞİŞİR Mİ KOLAYINA?

_ Lodos Egelioğlu

Televizyonda 30 Ağustos kutlamalarıyla ilgili ordunun ünlü isimlerle televizyonu kullanarak daha organize bir kampanyayla karşımıza çıkacağı gerçekliğiyle yüz yüzeyiz. Bu yazı yayımdayken büyük bir olasılıkla izlemiş olacağız bu ünlü kişilerin militarist övgülerini. Asker de her dakika toplum içinde olmasa bile her haber bülteninde komutanlarıyla televizyon ekranında. Ayrıca asker derslerde, ders kitaplarından önce bebeklikte bile zihinlere kazınıyor.. Çetin Altan akla geliyor değil mi hemen: “Türk’e Türk propagandası”. O zaman, yakında, örneğin halk tarafından rüşvetçilikle şüpheli olan gümrük memurları da Türk gümrüklerinin bilmem kaçıncı yıldönümü vesilesiyle bir kampanya başlatarak bakın ben babayım oğlum özel okula gidiyor

Devamı...      

MERASİM-İ İYD-İ CUMURİYET'E DAİR EFKAR (CUMHURİYET BAYRAMI TÖRENLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER)

_ Oğuzhan B. Keskin

29 Ekim 2004 ve uyumakta olduğum yatağın içinde bulunduğu apartman bir ilköğretim okulunun karşısına denk geldiği için “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa/ adın yazılacak mücevher taşa” adlı marşı (!) seslendiren okul korosu eşliğinde “cebren ve hile ile” ve de totaliterce uyan(dırıl)dım. Ne kadar ruhsuz bir çocuk olmuşum. Oysa ki 4-5 yıl öncesine kadar böyle miydim? (evet yaşamımın ilk 14 yılını kapsayan bu döneme devr-i cahiliye adını veriyorum) Bir an kendimi vatan haini gibi duyumsadım. Oysa ki şu sıralar son demlerini yaşamakta olduğum 12 yıllık okul yaşamımın büyük bir bölümünde (devr-i cahiliye) aptal bir cahilin inanmışlığı edasıyla nasıl da söylerdim hepsini, hala ezberimdeler;

Devamı...