KARMAŞIKLIĞIN GİZEMİ - II

_ Gediz Akdeniz

Ayrıcalıklı bir sınıf olan Mısır rahiplerine göre gökteki yıldızlar ile yerdeki Nil nehrinin suları arasındaki dengenin sırrı Hermetik metinlerde yazılı olan erkek ve dişinin birbirlerinin içinde erimiş olmasındaydı. Eski Yunanda dişiliğin sırrı ise Afrodit’in kutsal bedeniydi. Bu kutsallığın sırrı ise “Venüs” gezegeninin her dört yılda bir eliptik semada çizdiği beş köşeli yıldızın köşelerini bir birine birleştiren çizgilerin kesişmesindeki “altın oran”da saklıydı. Hıristiyanlık Havva’nın ilk günahını, nehirlerin ortasındaki sel sularında yüzen Davut’un yıldızında gizlenmiş olan erkek ile dişinin Hermetik birleşimini iktidarının düzeni adına duvarlarının dışına koymuştu. Magdalalı Meryem’in sırrı artık İznik’te yakılan kutsal kitapların sayfalarındaki şifreli kelimelerde değildi, sır doğanın kutsal düzen gizeminin bir metafor tekrarı olan ayinlerdeki düzendeydi.

Devamı...      

ZAMAN ÇİZGİSİNİN KI-RIK-LA-RIN-DA GİZLENEN şiirsel ŞİDDET KI-

_ Bâki Ayhan T.

Şiddet, düşlerin denetlenebildiği noktada ortaya çıkar. Kendini zamanın sonsuz akışına bırakmış, düşlerinin ne / nasıl olduğu konusunu problem etmemiş kişilerin şiddetle bir alış verişi yoktur. Şiddetin asıl kaynağı, gördüğümüzü sandığımız ama aslında hiç de gerçek yüzleriyle göremediğimiz insanların, nesnelerin, varlıkların öteki yüzünün kavranmasıdır bir başka yönden de. Varlıkların görünen -kendini gösteren- yüzü duru bir suyun dibiyle aynı görüntüye sahiptir. Düşlerin durulduğu, hatta yokmuş gibi durulduğu noktadır bu! Suyun bulandırıldığı, yüzünün de dibinin de açıkça seçilemediği an, şiddeti de beraberinde getirir.

Devamı...      

YAŞASIN İRRASYONALİZM-III

_ Bora Ercan

Yaşasın irrasyonalizm, ‘burası Türkiye’ diyen insanların yüzüne bir tokat olsun diye yazılıyor. Çünkü saçmalıklar er ya da geç herkesi etkiliyor, bu saçmalıklardan kısa vadede kazanç sağlayanları bile. Ancak bu sonuncusu olsun, yazdıkça yazmanın da çok fazla bir anlamı yok. Aslında bir süre sonra, diyelim 3-4 yıl, bellek yoklarsak eğer: biz demiştik, bak oldu, yani, ne yazık ki olması istenmeyen gerçekleşti diyebiliriz belki. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çoğunda Nasrettin Hoca’dan bu yana dünyanın merkezlerinde yaşadıkları inancı var. Görsel kültürün eksikliği nedeniyle de kafasını kaldırıp nesnelere baktığında bile inanılmaz bir algılama/yorumlama eksikliği söz konusu insanlarımızda.

Devamı...      

MİDİLLİ : HEM ÇOK YAKIN, HEM DE ÇOK UZAK BİR ADA

_ Gökhan Orhan

Bir yer düşünün, hani aslında size çok yakındır. Sabah akşam görürsünüz, hatta net görünüyor mu görünmüyor mu diye sabah uyandığınızda ilk olarak oraya bakarsınız. Sabahları evlerini plajlarını seçmeye çalışırsınız. Güneş oranın tepeleri üzerinden batar ve sonrasında parlayan ışıklarını, otomobillerinin farlarını, havaalanına inip kalkan uçaklarını izlersiniz. Hele Bademli Burnu açıklarında balık tutarken ya da Assos’a inerken o kadar yakınınızdadır ki; aslında anakaranın bir parçasıymış gibi düşünürsünüz karşı kıyıları. Evet Midilli’den bahsediyorum.

Devamı...      

TÜRK TOPLUMU VE TELEVİZYON

_ Ethem Özgüven

Yapılan tartışmalar, kampanyalar ve otobanlar trafik kazalarını azaltma yönünde bir etki yapıyor gibi görünmüyor. Türkiye’deki kazaların azaldığına dair bir araştırma sonucu duymadım ve okumadım. Ama belki de yabancı yönetmen getirilerek yapılan kampanyaların başarısızlığı, dikkatsiz ve alkollü araba kullanımı, yolların bozuk-işaretlerin yetersiz oluşunun ötesinde , bu sorun daha derin, daha anlamlı, daha felsefi; tüm bunlardan dolayı daha zor çözümlenebilir bir sorun olabilir: Eşekten otomobile geçen bir toplum olmamız saptaması bu sorunun gerçeğine yaklaştırabilir bizi. Ya da, eşek ve arabayla benzer bir ilişki içinde olmamız, her ikisinin gelişiminde hiçbir toplumsal ve bireysel katkımız olmaması. Belki de o yüzden eşeklerle arabalar benzer şekillerde süsleniyor bu ülkede.

Devamı...      

METİNLERARASI BİR ESER : İKİ YEŞİL SUSAMURU METİNLERARASI BİR YAZAR: BUKET UZUNER

_ Tülay Akkoyun

1960’lı yıllarda Barthes ve Kristeva gibi kimi eleştirmenlerce ortaya konulan metinlerarası kavramı ve tekniği günümüzde, Türk Edebiyatında da yoğun olarak kullanılmaktadır. Çok eskilerde, tarihe, yazara, yazarın psikolojisine, ereklerine göre ele alınan metinler, daha sonraları söylemlerin iç içe geçtikleri, yapıtların üst üste gelerek birbirleriyle karşılaştıkları, kesiştikleri, çok sesli, çok anlamlı ve çok katmanlı bir kavşak konumuna gelmişlerdir. Bu durumda metinleri salt yazarlarından yola çıkarak incelemek yetersiz kalacaktır. Zira metin artık sadece kendisini yazan yazarın değil, metin içinde yer alan birçok yazarın söylemlerine de yer verdiğinden, birçok farklı görüş içermekle çok sesli, birçok metnin iç içe olması ile de çok katmanlı bir yapıya sahiptir.

Devamı...      

ONLAR ÖYLE DİYO!

_ Nurettin Çalışkan

"Matematiğin aksiyomları denilen şeyler, matematiğin çıkış noktası için gerekli olan birkaç düşünce belirlemesidir. Matematik, büyüklüklerin bilimidir; onun hareket noktası, büyüklük kavramıdır. O, bunu, sakat bir biçimde tanımlar ve daha sonra tanımda mevcut olmayan aksiyomlar olarak dışarıdan alınan, büyüklüğün öteki ilkel belirlemelerini ekler, böylece tanıtlanmamış olarak görünürler ve doğaldır ki, matematiksel olarak da tanıtlanmamışlardır. Büyüklüğün tahlili, bütün bu aksiyom belirlemelerini, büyüklüğün gerekli belirlemeleri olarak verebilir. Spencer, bunların bize apaçık olarak göründükleri sürece, bu aksiyomların mirasla geçtiğini söylemekte haklıdır. Bunlar, diyalektik olarak, salt gereksiz yineleme olmadıkları ölçüde tanıtlanabilirler" FRIEDRICH ENGELS (1820-1895) Doğanın Diyalektiği

Devamı...      

SİZ HİÇ AÇLIKTAN ÖLDÜNÜZ MÜ?

_ Devrim Güven

Kendi kendini yanlışlayan bu soruya elbette hayır yanıtı verirsiniz ancak ‘ölüyorum açlıktan’ dediğiniz çok zaman da olmuştur. Kan şekeriniz düşer, eliniz ayağınız tutmaz olur, sinirleriniz gerilir, en basitinden ibadet amacıyla oruç tutan insanların iftara doğru saldırganlıklarını düşünün......... Öyleyse soruyu farklı bir şekilde soralım: En çok ne kadar zaman yemeden yaşayabilirsiniz? Bunu eminim birçok kişi düşünmez, denemeye de kalkışmaz. Canımız ne de tatlıdır. Hemen panij ortamı da yaratılır: Sağolsun medya! Yaz ortasında İstanbul’da yağan yağmur bile tedirgin etmeye yetki insanlarımızı. Ee tabii mal canın yongası.

Devamı...