İKONOKLASM VE ‘KITCH ': İKON KIRICILIKTAN İKON ÜRETİCİLİĞİNE BİR TÜR SALINMA

_ Ali Pekşen

Resim, fotoğraf, sinema, müzik klipleri, gazeteler, dergiler, fotoromanlar, afişler, rontgen filmleri, gizli kameralar, utrason, emar, televizyon, bilgisayar, internet, webtv, web sitesi, CD rom, VCD, DVD ... Artık görsel kültürün her şeye hakim olduğu, yaygınlaştığı, her şeyin görselleştiği, günümüze ilişkin genel kabul gören bir açıklama gibi duruyor. Hatta bu görselleşme öyle noktalara ulaştı ki, kültürlerin karşı karşıya kaldığı ve postmodernizme neden olan bir krizden (Mirzoeff, 1988: 4) bile bahsediliyor. Ancak bu görselleşmeye bakışta bazı farklılıklar ortaya çıkıyor. İkonoklasm ve ‘kitch’ kavramları ise tam da bu tartışmanın ortasında duruyor. Yani, kültürlerin hiç olmadığı kadar görselleşmesine, görselliğin egemenliğine nasıl bakacağız?

Devamı...      

YARI SAYDAM VESİKALIKLAR

_ Ayhan Ayteş

Geçenlerde İstanbul’un billboardlarını kendimizi bize tanıtan ilanlar kapladı. Sıradan genç yüzlerin neredeyse rötuşsuz vesikalık fotoğrafları yanyana dizilmiş, altına da “bu insanlar nereli” türünden bir yazı yazılmıştı. Aynanın karşısına geçip kendini başka biri olduğuna şartlamaya çalışan bir aktörün yaptığı gibi orada yansıyan yüzün ne olduğu değil de yazıdaki ifadede beliren iddia önemliydi burada. Bizim aslında dünyanın diğer gençlerinden öyle çokta belirgin bir farkılığımız yok iması garip bir şekilde bir ülke tanıtım kampanyasının ana teması olmuştu. Peki neden özgünlük değil de bir aynılık iddiası bizim kimlik oluşturma çabamızın böylesine merkezinde? Oysa genelde dünyada tanıtım çalışmalarında toplumların ayırdedici özellikleri, görünüşleri ön plana çıkarılır; İskoçlar eteklerini, Japonlar kimonolu kızlarini, İngilizler iri şapkalı saray nöbetçileri gibi klişeleri burnumuza sokarlar yıllardır bıkıp usanmadan.

Devamı...      

MEDYA İLLÜZYONİZMİ

_ Gürkan H. Kılıçarslan

Bir illüzyonistin işi karşısında yer alan izleyici grubunu gerçekte olmasına olanak olmayan ya da canının istediği şeylere inandırmaktır. Sözgelimi bir illuzyonist şapkasından beş tane tavşan çıkarabilir, bir kimseyi ortadan ikiye ayırabilir ve tekrar birleştirebilir. Hiçbir şey vardan yok, yoktan varolmaz gerçekliğini gözboyacılık hünerleri ile geçersiz kılar. Türkçemiz de "hokkabaz-gözboyacı" olarak adlandırılan bir illüzyonistin maksadı aslında eğlence amaçlıdır. İzleyenler de illüzyonistler de tüm numaraların aslında bir "numara" olduğunu bilirler. Peki illüzyonistler sadece gösteri dünyasında mı yaşarlar? Hiç şüphesiz gerçek böyle değildir. İllüzyonistlerin en yaygın çalıştıkları sahalardan biri de medyadır. Çünkü medya sağladığı potansiyel ve teknolojik olanaklar ile gösteri dünyasının illüzyonistlerine parmak ısırtacak hatta o parmağı kanatacak güçlerle donanmıştır. Elbette sözkonusu medya aygıtı hitap ettiği toplum, yer ve zaman gibi parametreler ile birebir bağlantılıdır

Devamı...      

ANTALYA'NIN KURUCUSU ATTALOS GAY MİYİDİ?

_ Devrim Güven

İşe önce sözlüklerde dolaşarak başlayalım; elimdeki İngilizce'den İngilizce'ye olan sözlük ‘gay'in ilk anlamının 'eşcinsel', sonraki anlamlarının da, biraz eski kullanımlarda ‘neşeli, canlı, hareketli, mutlu' olduğunu yazıyor (eşcinseller kendilerine bu sözcüğü sıfat olarak tesadüfen seçmemiş olsa gerek). İngilizce'den Türkçe'ye olan sözlük ise 'şen, neşeli, parlak, canlı, zevk düşkünü' gibi sıfatları sıraladıktan sonra, bombayı argodaki anlamlarının 'homoseksüel, sapık, çapkın, hovarda adam' olduğunu belirterek patlatıyor. İnsanın kafası nasıl olur da karışmaz. İngilizce konuşan bir arkadaşınız size iltifat edeyim derken, siz bunu hakaret olarak algılayabilirsiniz. Sanıyorum, bu sözlükleri hazırlayanlar sadece o dilin Türk kültüründeki anlamı üzerine durmuyor, kendi değer yargılarına göre anlamlar da oluşturuyorlar. Uzun sözün kısası: öğrenenler için bir şeyi yanlış öğrenmek hiç öğrenmemekten kötüdür, öğretenler için ise bir şeyi yanlış öğretmenin ne kadar kötü olduğu kendilerine kalsın.

Devamı...      

YENİ BİR DERS - YENİ BİR UYGULAMA

_ A. Aydan Özkan

Toplumumuzda ilköğretim sınıflarından itibaren hemen her anketlerde de yer alan, çok yaygın bir soru vardır: “Boş zamanlarınızı değerlendirmek için hobileriniz nelerdir?” sorusuna genellikle şu yanıt gelir: “Boş zamanlarımı değerlendirdiğim hobilerim/fobilerim(!) (Çoğu kez hobi ile fobi karıştırılır ve nadiren düzeltilir!) kitap okurum, müzik dinlerim, seyahat ederim,…vesaire vesaire...” Ne yazık ki; yediden yetmişe bizim toplumumuz, neredeyse bilgi çağını geride bırakıyor olsak da, okumayı –genellikle– hala boş zamanları değerlendirme işi olarak görür de yaşamsal bir gereksinim olduğunun, “Öğrenmenin yaşı yoktur” demeyi bilmesine rağmen, farkına varmaz. Bunun toplumumuzun en temel sorunlarından biri olduğu yadsınamaz.

Devamı...      

MEDYA, ÜNİVERSİTELER VE ODTÜ

_ Bora Ercan

Türkiye'de üniversiteler, her ne kadar sayısal olarak çoksa da nüfusa göre az ve ülke coğrafyasına göre de dengesiz dağılmıştır. Ülkemizde sınava giren gençlerden çok azı istedikleri yerlerde öğrenim görme hakkına (şansına) sahip olabiliyor. 1980 sonrası uygulanagelen sistemli politikalar sayesinde ise bugün Türkiye üniversiteleri gerek yaptıkları yayınlar, araştırmalar ve gerekse düzenledikleri etkinliklerle ülkemizin kültürel hayatında bankalardan bile geri kalmıştır. Akademik ünvanların artışıyla dünya ölçülerinde yapılan bilimsel çalışmalar arasında da katsayısı giderek artan bir ters orantının olduğu acı bir gerçekliktir Dünya'da yeri, kabul edilirliği ve saygınlığı olan üniversitelerimizin sayısı bir elin parmaklarını geçmediği de, ne yazık ki. Medyamız ise üniversitelere oldum olası pek meraklı. Gün geçmiyor ki gazetelerde üniversitelerle ilgili bir haber yer almasın. Bununla birlikte, popüler televizyon programları ve programcıları için de bir başka atmosfer yaratıyor üniversiteler. Pop star yarışması bile Yeditepe Üniversitesinde yapılıyormuş. Bir üniversitenin adının böyle bir programla anılması düşündürücüdür.

Devamı...      

BİR EĞİTİM POLİTİKASININ DAHA İFLASI

_ Lodos Egelioğlu

Gazetelerin köşesine sıkışıp kalkmış bir haber; hani Türk bilim adamının dünyadaki başarısı, muhteşem Türk doktoru gibi manşetten verilen haberler kadar dikkat çekmeyen bir haber, bugününden umut kesmiş geleceğini başka coğrafyalarda aramaya çalışan bir ülkenin insanlarının gözünden büyük ölçüde kaçmış bir haber: işte o haber, geleceğimiz hakkında gerçekten umutsuz olmak yeterli bir nedendi. Ama belki de ‘acı patlıcan’ misali değil mi ki ülkemiz insanları zaten yıllardır uygulana gelen yanlış ekonomi ve eğitim politikaları yüzünden bir karabasan yaşıyordu, bir türlü uyanamıyor, sıçrayıp kurtulamıyordu ya şu allahın belası karabasandan, üç eksik beş fazla ne fark ederdi.

Devamı...